Otizme karşı güç birliğine davetlisiniz

/ Uncategorized

Nisan ayı, Otizm Farkındalık Ayı. Teşhisinin ve tedavisinin günümüzde bile netlik kazanmadığı, gittikçe sayısının arttığı bir rahatsızlık olan otizmi tanımamak, hem otizm ailelerini hem de çevrelerini çokça kaygılandırıyor. Hem otizmi yaşayan aileler hem de bu kişilerin bulunduğu çevreler, bu spektrumu yaşayan kişi ile nasıl iletişim kurulabileceği konusunda çokça zorlanıyor. Aslında her şeyden önce iletişimin temelinde empati var ve otizmi yaşayan kişiyi anlamaya çalışmak, onlarla bir arada yaşamayı kolaylaştırmanın ilk koşulu.

Uzman Psikolog Pınar Mermer, bu konuda bakın neler söylüyor:

“Otizm spekturumundaysanız başkalarının düşüncelerini, bazen yüz ifadelerini anlamak sizin için çok zordur. Şimdi karşımızdaki insan ne hissederse hissetsin, ne düşünürse düşünsün ifadesiz bir yüz ve düz bir ses tonuyla konuştuğunu düşünün. Çevrenizdeki herkes böyle. Anlam yok. Aklından ne geçtiği, ona göre nasıl davranmanız gerektiği konusunda hiçbir fikriniz yok. Ne kadar yakın mesafede durulması gerek, sosyal ipuçlarını izleyerek öğrenemediğiniz için bilemiyorsunuz. Espri yapılıyor ama soyut kavramlarla aranız iyi değil ve espriyi anlayamıyor ya da alınıyorsunuz. Mesela ‘bu işlemi kafadan yap’ deyince ‘karnımdan yapayım’ diye cevap veriyorsunuz! İnsanlar da garipsiyor. Sizle arkadaş olmaya pek de yanaşmıyorlar. Sıkışmış hissetmez misiniz? Çaresiz? Yorgun? Hayal kırıklığına uğramış? Kızgın? Otizm spektrumundaki kişiler böyle hissediyor ve her an ne olduğunu anlamadıkları durumlar içinde buluyorlar kendilerini. Bazıları büyük büyük sözler edebiliyor; ancak çoğu zaman anlamını tam özümsemeden taklit düzeyinde konuşabiliyorlar. Söylediklerinizi algılamayabiliyor, duygularını tanıyıp ifade edemiyorlar. Bu nedenle yoğun bir kaygı hissediyorlar. Kaygıyla baş edecek kaynaklara sahip değiller ve kendi kendilerini zor kontrol ediyor, patlamalar yaşıyorlar. Değişime ayak uydurmak onlar için çok zor. Böyle yaşamak sizce kolay mı? Yeterli anne babalık empati yapmayı öğrenmekte gizlidir.”

Otizmi farketmek, farklılıkları öğrenip yaşamı paylaşmak gerekiyor. Çocuklarımızı beraber büyütürken birbirimizi tanımaya ihtiyacımız var. Kaynaştırma sadece okulda değil, yaşamın her alanında.

Sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde bu ayki Tutumluanne Pedagoji Günleri’ni Otizm Dostları Derneği (ODDER) ile beraber düzenliyoruz.. Uzman Psikolog Pınar Mermer ve ODDER Eşbaşkanı İrem Afşin’i konuşmacı olacağı seminer, 26 Nisan Cumartesi günü, Algı Özel Eğitim Merkezi’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek. Tüm anne-babaları Tutumluanne Pedagoji Günleri’nin 3.sü ve OTİZMİ FARKET YAŞAMI PAYLAŞ 9.#AnnelerBuluşuyor Etkinliği’ne davet ediyoruz. Katılım için lütfen info@tutumluanne.com e-posta adresi ile iletişime geçiniz.

TApedegojigunleriMAILING-4

 

DOĞUMA VE BEBEK BAKIMINA HAZIRLIK İÇİN DOĞRU ADRES

/ Uncategorized

Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz günü hatırlıyor musunuz? Ne çok duygu bir aradaydı değil mi? Sevinç, şaşkınlık, coşku, belki de biraz panik ve korku? Belki de ben ne anlarım çocuk bakmaktan bu konuda hiç bir şey bilmiyorum dediniz içinizden. Aslında o paniklerin yersiz olduğunu sonradan anlıyorsunuz, annelik içgüdüsü, annelik iç sesi artık adına ne derseniz deyin sizi bir şekilde yönlendiriyor en doğrusuna.

Ama yine de merak etmek, araştırmak, öğrenmek ve elbette en önemlisi başka annelerin tecrübeleri size rehberlik ediyor. Bugün sizi annelere ve anne adaylarına yıllardır çok doğru bir şekilde rehberlik eden önemli bir isimle tanıştırmak istiyoruz: Esra Ertuğrul.

indir

Esra Hanım İstanbul Üniversitesi Florence Nigtingale Hemşirelik Yüksek Okulu mezunu, oldukça deneyimli bir hemşire. Yıldız Üniversitesi Pedagojik Formasyon Sertifika Programını bitirmesinin yanı sıra İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü Hastane ve Sağlık Kurumları Yöneticiliği İhtisas Programını tamamladı. İstanbul Üniversitesi Kadın ve Çocuk Sağlığı Araştırma Eğitim Biriminde Eğitim Hemşiresi olarak çalıştı. Burada kliniğe gelen anne ve baba adaylarına Unicef’in ve Avrupa Topluluğunun desteklediği bir proje kapsamında Hamile Eğitim programında, programı hazırlayan ve eğitim veren olarak çalıştı. Marmara üniversitesi Sağlık Kurumları Yöneticiliği Ana Bilim Dalında Yüksek Lisansını tamamladı. Halen Özel bir hastanede IVF ( Tüp Bebek)Koordinatörü olarak görevine devam etmektedir.

2008 yılından beri Bebeimgeliyor Doğuma ve Bebeğe Hazırlık kursunda eğitimler vermektedir.

Bu eğitimler;

1)Doğuma hazırlık

“Doğum dönüşüm için en muazzam zamandır: Bir bebek doğar, bir kadın anne olarak doğar, bir erkek baba olarak ve bir aile aile olarak doğar.”  -  Gurmukh Kaur Khalsa

Doğumu doğru öğrenip,  korkulardan özgürleşerek, eşiniz ve bebeğinizle yapacağınız bu en özel yolculuğun neşesini hissedip, tadını çıkarmanız için size destek olacağız :) )

images

2)Doğum sonrası bebek bakımı ve bebek için alış veriş

Bu eğitimdeki amaç, bebeğiniz dünyaya geldikten sonra evde ki düzeni kolayca kurabilmenize yardımcı olabilmektir. Ağırlıklı olarak bebek ve bakımından bahsedeceğiz.

3)Emzirme

Bu eğitimdeki amaç size, emzirmenin gayet doğal olduğu güvenini vermektir.

Vücudunuz daha şimdiden kendiliğinden buna hazırlanmaktadır.Emzirmek kolay öğrenilir, ancak bazı küçük şeyler yüzünden çok zahmetli bir hal alabilir. Güçlüklerden kaçınmanız amacıyla, emzirmeyle ilgili en önemli şeyleri bu eğitimde.

Anne-Sutu-ve-Emzirme

4)Ek gıdaya Geçiş

Hepimiz bebeklerimiz doğduğunda nasıl bebeğimi emzireceğim, sütüm yetiyor mu gibi kaygılar yaşadık. Zamanla herkes belli bir düzen oluşturdu.

Tam “oldu” derken bebeklerimizin artık ek gıdaya geçmesi gerekiyor. Bu dönem çoğu anne için yine bir kaygı, kafa karışıklığı demek. Eğer sizin de kafanız karışıyor, acaba nereden başlasam, doğru mu yapıyorum acaba gibi kaygılar taşıyorsanız bu eğitimim tam size göre.

5)Bebekte rutin oluşturma

6) Baby led weaning- bebeğin kendi kendine beslenmesi

7) Bebek masajı

Esra Hanım ayrıca 2008 yılından beri e-mail ya da sosyal medya üzerinden kendisine ulaşan annelere Gönüllü Emzirme danışmanlığı yapmaktadır.

Bebeimgeliyor adlı bloğunda eğitimleri ve deneyimlerini paylaşmaktadır.

Siz de bir anne adayı ya da yeni doğum yapmış bir anneyseniz;  doğum, bebek bakımı, bebek alışverişi, emzirme  gibi konularda sorularınız, merak ettikleriniz, endişeleriniz ya da sıkıntılarınız varsa doğru adres kesinlikle Bebeimgeliyor Geliyor kursları. Kendisi de bir anne olan Esra Ertuğrul tecrübeleri ile sizi rahatlatacak ve en doğru bilgileri almanızı sağlayacaktır.

Kurslar haftasonları, İstanbul’da gerçekleşmektedir. Eğitimlerle ilgili detaylı yer ve saat bilgisine  Bebeimgeliyor sayfasından ulaşabilirsiniz.

Tutumluanne.com olarak biz de bir takipçimize bu kurslardan dilediğini bir tanesini hediye etmek istiyoruz. Bunun için yapmanız gereken  şey Tutumluanne.com’a üye olmak ve blog yazısına herhangi bir yorum bırakmak. Çekilişimiz 17 Nisan saat 21:00’de random.org aracılığı ile yapılacak ve sosyal medya hesaplarımızdan duyurulacaktır.

Ayrıca Bebimgeliyor Eğitimlerine gitmek isteyen tüm Tutumluanne’lere %25 indirim veriyor. 30.06.2014 tarihine kadar geçerli olacak bu fırsat için yapmanız gereken tek şey info@tutumluanne.com’a eğitimlere katılmak istediğinize dair mail atmak.

İster çekilişi kazanın ister indirim alın her durumda dilediğiniz gün ve saatte ki eğitimi seçebilirsiniz, bunun için eğitime gitmeden önceden Bebeimgeliyor ile iletişim kurmanız yeterli.

Tüm anne adaylarına ve yeni annelerimize bebeklerini mutlu ve huzurlu bir şekilde büyütmeleri dileğimizle.

ÇOCUKLARDA GÖZ TEMBELLİĞİ

/ Uncategorized

GÖZ TEMBELLİĞİ NE DEMEKTİR?

Görmenin gelişebilmesi için her iki göz görme eksenlerinin birbirine paralel olması,görüntünün her iki gözün birbirine uyan ağ tabaka noktasına aynı büyüklük,parlaklık,renk ve netlikte düşmesi gereklidir.Eğer ki bu ön şartlardan biri ya da birden fazlasının varlığında yani örneğin eksen paralelliğinin bozulmasında ( Şaşılıkta ) ,görüntüdeki büyüklük,netlik farklılığında ( Kırma kusurlarında ) ya da görüntüdeki gözün saydam ortamlarındaki saydamlık azalmasına neden olan hastalıklarda ( Doğuştan Katarakt gibi ) bir gözün görmesi gelişemezse oluşan tabloya GÖZ TEMBELLİĞİ denir.

Genellikle tek gözde oluşur. Görünme sıklığı fazladır ve hemen her 100 kişiden üçünde görülmektedir. Teşhisi son derece zor ve ancak uzman bir gözün fark edebileceği bir rahatsızlıktır. Çoğu vakada göz tembelliğine yol açan durumlar kalıtsal olabilir. Özellikle ailesinde göz tembelliği olan çocuklar ,zor doğum geçiren çocuklar,akraba evliliklerinden doğan çocuklar göz doktoru tarafından mutlaka erken devrede muayene edilmelidir. Göz tembelliğinin tedavisi için en ideali , erken tanı ve okul çağı başlayana kadar tedavinin tamamlanmasıdır .

CC

TEŞHİS İÇİN EN UYGUN YAŞ NE ZAMANDIR?

Aile hikayesi olanlarda,doğum travması geçirenlerde,akraba evliliklerinde mümkün olan en kısa sürede muayene ve takip gereklidir.Şaşılık dışındaki nedenlerle gelişebilecek göz tembelliklerinde tedavinin başarısı ailenin eğitim seviyesi ve duyarlılığı ile çok yakından alakalıdır.Bunun dışında 2 yaş civarında her bebeğin muayenesi erken tanı ve tedavi için gereklidir.

EE

 GÖZ TEMBELLİĞİNİN NEDENLERİ NELERDİR ?

Bunlardan birincisi şaşılıktır, şaşılık denilen kusurdan dolayı kayan gözde tembellik oluşabilir.İkincisi kırma kusurlarıdır ki teşhisi en zor olan göz tembelliği de budur: Yüksek kırma kusuru nedeni ile bir göz diğerinden çok bulanık görüyorsa, bu göz görsel gelişimini tamamlayarak tembel hale gelir. Görünüşte gözlerde herhangi bir problem olmadığı için teşhisi en zor göz tembelliği tipidir. Bu tip arızalar bakarak anlaşılamadığından, genellikle göz muayenesi okul dönemine kadar gecikir ve bu da çoğu kez tedavi için geç kalınmış olması demektir. Üçüncü bir ana neden de göz dokularında bulanıklıktır: Adına katarakt dediğimiz bu tip tembellik en erken gelişen göz tembelliğidir. Teşhisi için her bebeğin bir çocuk doktoru tarafından son derece kolay bir test olan, kırmızı yansıma testine tabi tutulması yeterlidir. Doğumsal katarakt mümkün olan en kısa zamanda cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

 bb

GÖRME BOZUKLUĞUNUN TEDAVİSİ

Göz tembelliğinin tedavisi, çocuğun zayıf gözünü kullanmaya alışıtırıp, gayret ettirilmesi ile mümkündür. Bu işlem bazen sağlam göz haftalar veya aylar boyunca kapatılarak sağlanabilir.

Zayıf gözde görme düzeltilse dahi bazen bu tedaviyi kalıcı kılabilmek için yıllarca kısmi kapama uygulamak gerekebilir .Odaklamada problemi olan çocuklara gözlük kullandırılabilir. Gözlük tek başına yeterli olmazsa kapama yöntemi ile tedavi desteklenebilir. Sağlam göze damlalar veya özel lensler uygulanarak bulanıklık oluşturuması sureti ile çocuğun zayıf gözünü kullanması da sağlanabilir.

Göz tembelliğinin tedavisi ekseriyetle şaşılık ameliyatından önce yapılır ve ameliyat sonrası da sıklıkla kapamaya devam edilir. Göz doktoru katarakt veya başka bir göz problemi tespit ederse hemen cerrahi gerekir. Göz tembelliği sadece sebebin ortadan kaldırılmasıyla iyileştirilemez. Zayıf gözün mutlaka güçlendirilmesi gerekir. Gözlük veya cerrahi,sebeb giderebilir, fakat göz doktorunun tembelliği de tedavi etmesi  gerekir.

GÖRME TEMBELLİĞİ TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?

  • Tembel gözde günlük hayatı engelleyici ve  kalıcı görme bozukluğu olabilir
  • Derinlik algısı tamamen kaybolabilir
  • Eğer sağlam göz de bir şekilde zarar uğrarsa, ömür  boyu görme  sıkıntısı çekilebilir.

 

TEDAVİDE ÖN ŞART AİLEDİR ;

Göz doktorunuz, tembelliğin tedavisi konusunda size sadece öneri ve öğütte bulunabilir. Tedaviyi sürdürmenin sorumluluğu tamamen aile bilincine aittir. Çocuklar genellikle göz muayenesinden kaçmaya meyillidirler, velilerin onları bunun gerekli olduğuna ikna etmeleri şarttır.

 

GÖZ TEMBELLİĞİNİN TEDAVİSİNİ ETKİLEYEN ETKENLER 

  • Tedaviye başlandığında çocuğun yaşı,
  • Göz tembelliğinin şiddeti

Problem ne kadar erken tespit edilirse, tedavide başarı şansı o kadar fazladır. Okul çağına gelene kadar tedavi bitmelidir. Bu yaştan sonra göz tembelliği genellikle tekrarlamaz. Bu nedenle bu yaşlara dek tembelliğin giderilmesi için tedavi şansı iyi kullanılmalıdır. Eğer göz tembelliği, erken çocukluk dönemi dediğimiz devreden sonra yani 6 yaşından sonra teşhis edilirse tedavide başarı şansı daha azdır.

Dr.Tarık GÜRTUNCA

Göz Hastalıkları Uzmanı

Anatolia Göz Tıp Merkezi

 

 

 

Çocuklarda Yeme Alışkanlığı

/ Uncategorized

Çocuklara yemek yedirmek birçok ebeveyn için sorun olabilmektedir. Bu soruna çözüm olarak bilgisayar, televizyon önünde yemek yedirmek sık kullanılan bir yöntemdir. Ancak bir süre sonra  ebeveynler bunda da başarılı olamamaya başlamaktadır. Artık çocuk yalnızca kendi istediği yiyecekleri, istediği zamanda yemek yemektedir. Genellikle işte bu noktada psikologların kapısı çalınmaktadır.

‘Çocuğa yemek nasıl yedirilmeli?’ sorusunun yanıtı aslında oldukça basittir. Çocuk yeme alışkanlığını yetişkinler ile birlikte masada yiyerek kazanmalıdır. Yemek masası dışında öğünün geçirilmemesi, yemek saatinin net olması bu noktada önemlidir. Çocuklar özellikle 2 ve 4 yaşlarındaki sınırları tanıma dönemlerinde bu kurala sıklıkla karşı gelmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki burada çocuğa sınırları öğretmesi gereken biz yetişkinlerdir.

bb

Müdahale etmeden önce çocuk ile ebeveyn arasındaki güç savaşını doğru analiz etmek gerekmektedir. Eğer ebeveyn ile çocuk arasında yemek bir savaşa dönmüşse kuralları o noktada koymak oldukça zor olmaktadır. Bu nedenle bir süre yemek konusunda savaşmamak ve gerginliği sonlandırmakta fayda vardır. Bu, çocuğun yemek konusunda galip geldiği anlamına gelmemektedir.

 

Gerginliğin azaltılmasının ardından ev kurallarının netleştirilmesi gerekmektedir. Bunlar evde yaşayan veya çocuğa bakım veren herkesin uyacağı kurallar olmalıdır. Çocuğumuz henüz okuma yazma bilmiyorsa kuralların resimler ile temsil edilmesi gerekmektedir. Ayrıca kuralları tüm aile fertleri bir araya gelerek belirlemelidir.

Uygulama aşamasında çocuğun yaşına bağlı olarak pekiştireçler kullanılmalıdır. Bunlar sticker, renkli kartlar, puan veya ele çizilen bir yıldız olabilir. Ancak taviz verilmemesi gereken nokta yemek masası dışında yemek yenemeyecek olmasıdır. Çocuğun başlangıçta daha inatçı olması beklenmektedir. Hatta aç kalmasının ebeveyni için dayanılmaz olduğunu bildiğinden istediği şekilde yemek yemek için daha ısrarcı olacaktır. Buna ek olarak atıştırmalık yiyeceklerde de çocuğun daha istekli olması beklenmektedir. Ancak aile taviz vermedikçe, masada yenen her yemeği ödüllendirdikçe bu istekler azalacak ve kurala uyum gerçekleşecektir.

Bunların yanı sıra mola verme sık kullanılan bir diğer yöntemdir. Düşünme sandalyesi çocuk kurala uymadığında kullanılan etkili bir diğer yoldur. Çocuk yemeği televizyon karşısında yemek için ısrar ettiğinde ona sandalyeyi hatırlatmak, eğer devam ediyorsa yaşı kadar dakika boyunca kalkmadan sandalyede oturması beklenmektedir. Sonrasında bu özür dileme ve masada yemek yeme ile sonlanan bir ritüel olmalıdır.

nn

Ancak unutulmamalıdır ki. Bir aferin bile çocuk için büyük bir ödüldür. Ebeveynler kurallarında net ve tutarlı olduklarında aslında ödüle ihtiyaç dahi olmayacaktır. Bu noktada çocuk ile yaşayan herkesin aynı tutarlılıkta olması gerekmektedir. Taviz verildiği takdirde, çocuklar istediklerini elde etmek için tavizkar kişiden destek alacak ve kural koymak, yeme alışkanlığı kazandırmak zorlaşacaktır.

Unutulmaması gereken bir nokta da yemek porsiyonlarının çocuğun yaşına uygun olası, öğünlerin yeterli sıklıkta planlanmasıdır. Ebeveyn kesinlikle tabak ile çocuğun peşinde dolaşmamalıdır. Yemek düzeni aile tarafından kazandırılması gereken bir alışkanlıktır. Yemek düzeni konusunda sorun yaşayan ailelerin bir çoğunda asıl çalışılması gereken konu genellikle ebeveyn tutumlarıdır. Bu konuda psikologlar doğru yol gösterici adresler olacaktır.

Çocuk ve Ödev

/ Uncategorized

Çocuk ödev yapmıyorsa hem öğretmen hem ebeveyn için zorlu bir süreç başlamış demektir. Burada en önemli nokta, verilen ödevin çocuğun yaşı ve eğitimine uygun düzeyde olmasıdır. Eğer arkadaşlarının çoğunun yaptığı ödev, çocuk tarafından yapılamıyor veya yapılmıyorsa bu sorunun üstesinden gelmek gerektiği düşünülmelidir.  Bu duruma sebep olabilecek unsurlarda  biri çocuğun yaşının küçük olması ve el becerilerin yeterince gelişmemiş olması olabilir. Arkadaşları kadar hızlı ve güzel yazı yazamayan ya da etkinliğe yetişemeyen çocuk derslerden kaçınabilir.  Bir diğer unsur da sorumluluk bilincinin çocuk tarafından tam olarak kazanılamamış olmasıdır veya farkına varılma, uyum sağlayamama mesajları içerek bir davranış olarak ortaya çıkabilmektedir.

 cc

Ödev Yapmayan Çocuğa Nasıl Davranılmalı?                                                              

Ödev yapmayan çocuğa nasıl davranılmalı sorusu ebeveynler tarafından cevabı zor bulunan bir sorudur. Kimi ebeveyn baskıcı bir tavırla yıldırmayı, kimisi hoşgörü ile yaklaşarak ikna etmeyi dener. Burada sorunu doğru saptamak mühimdir.

Ödev yapmamasının sebebi ince motor gelişim kaynaklı bir kaçınma ise bu konuda farklı egzersiz ve metodlar ile çalışmak çözüm getirecektir, fakat ödev yapmamak çocuğun sorumluluk bilincinin yetersizliği ile ilişkili ise öğrenciye günlük hayatında küçük sorumluluklar vererek işe başlamak gerekmektedir.  Eğer çocuk ebeveyni ile kaliteli vakit geçiremiyorsa ödev yapmamak, çocuk için bir iletişime geçme yöntemi olarak kullanılabilmekte ve ‘beni farkına var’ mesajı içerebilmektedir. Örnek olarak ele alınabilecek bir diğer sebep okula uyum sağlayamamak ve okul fobisi de olabilmektedir. Bu durumda da uygun çözüm öncelikle uyum konusunda çalışılması olacaktır. Sorunu doğru saptamak ebeveynin tavrını da etkileyecektir. Unutmamak gerekir ki baskıcı bir tavır öfke getirecek ve kalıcı bir düzelme sağlamayacaktır. Kurallı, anlayışlı ancak tutarlı davranmak doğru bir tavır olacaktır.

Ödev sorumluluğunun nasıl kazandırılır diye sorulacak olursa, öncelikle çocuğun mizacını göz önüne alarak hareket etmek gerekmektedir. Bazı çocuklar için ödevin neden verildiğine dair yapılacak bir konuşma, çocuğun ödeve karşı tutumlarını değiştirirken; bir diğerinde aile içi kuralların yapılandırılması gerebilmekte ve uzun bir zamana ihtiyaç duyulabilmektedir. Ebeveynin sahip olması gereken ilk şey sabırlı olmak ve bu sorunu aşacağına inanmaktır.

Çocukta ödev bilinci kazandırırken ‘ödev saati’ belirlemek sıkça kullanılan bir yöntemdir. Çocuğumuz ile birlikte karar vereceğimiz 1-2 saatlik bir aralık tutarlı olarak her gün ödev saati olarak tanımlanabilmekte ve ödev alışkanlığı kazanılmasını kolaylaştırabilmektedir. Ödev saatinin yanı sıra ödeve dair stickerların ödül olarak kullanıldığı bir çizelge, özellikle anaokulu ve birinci sınıf çocuklarında etkili bir çözüm yöntemidir. Buna ek olarak odanın yapısının da dikkati toplamaya uygun olması gerekmektedir. Örneğin, çalışma masası pencereye bakan bir çocuğun dikkatini dağıtacak uyaranlar oldukça fazla olacaktır.

bb

                Anne-babaların dikkat etmesi gereken bir önemli husus da ödevin çocuk ile ilişkiyi bozmaması gerektiğidir. Unutulmamalıdır ki ödev yapmamak sadece evin değil okulun da sorunudur. Bu konuda okul rehberlik servislerinden destek alınabilmekte, hatta okulun uyguladığı ödüller çocuk için daha ‘teşvik edici’ olabilmektedir. Anne-baba evde ebeveyn olarak kalmalı  ve öğretmen rolüne geçmemelidir. Çocuk ile ilişkilerin tehlikeye girmesine izin verilmeden, baskı yapmadan danışmanlık eşliğinde hareket etmek daha zahmetsiz ve çabuk çözümler sunacaktır. Sınıf arkadaşları ile kıyas yapmadan, ‘biricikliği’ unutulmadan çocuğa yaklaşmak ve ödevin bir değer belirleme aracı olmadığını unutmadan hareket etmek gerekmektedir.

Kısaca, çocuk ödev yapmıyorsa bunun mutlaka bir sebebi vardır. Bu sebepten yola çıkarak uygun çözüm yollarını belirlemek ve çocuğa karşı tutarlı olmak gerekmektedir. Çocuğun ödev yapmaması ebeveynin bir eksikliği olarak değerlendirilmemeli ve çocuğun ödevi anne-baba tarafından kesinlikle yapılmamalıdır. Unutmayın boş gelen kağıt da bir bilgi kaynağıdır, Aksi takdirde sorunun çözülmesi zorlaşacak, eksikliğin ebeveyn tarafından tolare edilmesi çocuğa öğretilecek ve öğretmen ile ebeveynin işbirliği yolları kapanmış olacaktır.

 

Psk. Özge Esra Kaboğlu

ÇOCUĞU KARDEŞE HAZIRLAMAK VE KARDEŞLER ARASI İLİŞKİLER SEMİNER NOTLARI

/ Uncategorized

22 Şubat Cumartesi günü Hippo Parti Evi’nin evsahipliğinde Tutumluanne Pedagoji Günlerinin ikincisini gerçekleştirdik. Konumuz ‘ÇOCUĞU KARDEŞE HAZIRLAMAK VE KARDEŞLER ARASI İLİŞKİLER’ di. Mavi Aile Danışma Merkezi’nin kurucu ve yöneticisi olan değerli Uzman Pedagog Belgin Temur akademik bilgileri ve mesleki tecrübeleri ile bizi aktarırken, Sevgili Hassas Anne Ece Kumkale bize üç çocuğu ile yaşadığı tecrübeleri, henüz oğlu küçük bir yaştayken eve ikiz bebek gelmesi ile yaşadığı olayları ve neler yaptığını anlattı.

Oldukça sıcak ve samimi bir ortamda gerçekleşen seminerimizin katılımcıları çoğunlukla ikinci bebeğine hamile olan annelerdi. Öncelikle katılımcılar doğal olarak merak ettikleri ve endişelendikleri konuları dile getirdiler.

1902807_288492597966125_1909565042_n

Çok verimli geçen, gelen annelerin çok memnun kaldığı seminerimizden önemli başlıkları aşağıda sizin için özetledik:

İkinci Çocuk Kararı

Öncelikle bu kararı birinci çocuk değil anne ve baba vermelidir. Sırf birinci çocuk istiyor diye ya da ona bir oyuncak ya da oyun arkadaşı alır gibi çocuk yapamaya karar vermek yanlıştır.’Sana kardeş istedik’ bile yalnış bir mesaj. Bunun yerine ‘biz iki çocuklu bir aile olmaya karar verdik’ denilebilir.

Annenin Duyguları

İkinici çocuğa hamile annelerin acaba birinciyeciye ihanet mi ediyorum diye hissetmesi çok sık görülen bir duygu ancak bu konuda endişe etmemek lazım. Genelde bu duygu doğumdan sonra kısa bir sürede geçiyor. Ayrıca birinci çocukta çok sık görülen ‘ben bu çocuğa yetiyor muyum?’ kaygısı ikinici çocukla beraber ortadan kalkıyor çünkü artık annenin tek bir odağı olmuyor.

Çocuklar Arasında Yaş Farkı

Yaş Farkının genelde 3’e kadar olması en ideali. Anne için daha zor olabilir ama bu şekilde çocukların birbiri ile paylaşımı çok daha fazla oluyor.

Büyük Çocuğu Hazırlamak

En sık sorulan sorulardan biri: Kardeşi olacağı haberini ona ne zaman vermeli? Gebelikle ilgili riskli dönem bitip emin olunduktan sonra yaşı kaç olursa olsun büyük çocuğa bir kardeşi olacağı anlatılmalı. Bütün hazırlık aşamalarına birinci çocuk da dahil edilmeli, sizinle doktora gelebilir, odası beraber dekore edilebilir.Büyük çocuk her zaman bu sürecin içinde olmalı. Özellikle belli bir yaşın üzerinde çocuklar annelerinin ‘yardımcısı’ olmayı çok seviyorlar.  Bu hamilelik döneminden anlatılmaya başlanmalı ve doğduktan sonra da ‘bana şu bezi verir misin?’ gibi küçük yardım talepleri ile büyük çocuk sürece dahil edilmeli. Annenin hamilelik döneminde ağır kaldırma gibi bir problemi olursa büyük çocuğa ‘ sana hamileyken de ağır kaldırmadım, seni korudum, gel şimdi kardeşini beraber koruyalım’ gibi ifadeler kullanılabilir.

Doğum ve sonrası

Büyük çocucuğun kardeşinin doğduğu günü sağlıkla yaşaması çok önemli. Bu nedenle doğum sırasında mutlaka hastaneye gelmeli. Evden gidip, bir bebekle geri dönüp, ‘bak sana kardeşini getirdik’ gibi bir ifade çocuğu zorlayabilir. Hastanede anneyi ilk göreceği an annenin kendine geldiği ve rahatladı bir an olmalı, anneyi çok acılı ve ağrılı olarak görmemesi önemli, bunun dışında tüm süreçlere dahil olabilir.Anne hastanede kaldığı sürece her gün anneyi görmesi çok iyi olacaktır. Eğer baba refaketçi olarak annenin yanında kalacaksa büyük çocuğun yanında ona anneden babadan sonra en yakın kim varsa (Anneanne olabilir, bakıcı olabilir vs) o kalmalı.

Doğumdan sonra anne küçük çocukla ilgileniyorsa, baba da büyük çocukla ilgilenmeli. Özellikle ilk 1 ay büyük çocuk yalnız bırakılmamalı. 1 aydan sonra yavaş yavaş yalnız kalabilir.

 

Büyük çocuğun yeni geleni kıskanması

Burada en öenmli konu annenin duyguları çünkü çocuklar annelerinin duygularını hissederler. Bu yüzden anne ‘çocuğumu ihmal mi ediyorum’ ya da ‘çocuğuma ihanet mi ediyorum’ gibi endişelere kapılırsa bu durumu zorlaştırabilir.

Büyük çocuğun bozulması, üzülmesi, içene kapanması çok normal. Bunlar için endişelenmek yerine bunu kabul edip, bu duyguları anlamak ve duygularını ortaya çıkarmasına izin vermek gerekiyor. Çocuklarımızı psikolojik olarak da çok streil büyütmemeliyiz: Yani aman üzülmesin, kırılmasın diyerek onların gerçekten yaşaması gereken duygularının önüne set çekmiş oluyoruz. En önemli konulardan biri de büyük çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmaya devam etmesi (özellikle psikolojik ihtiyaçlarının). Büyük çocuk hangi yaştaysa çocuğun o yaşa ait psikolojik ihtiyçalarını bilmek ve buna göre hareket etmek çok önemli. (Bunun için seminer sırasındaBelgin Hanım Epsilon Yaınları’ndan ‘Çocuğunuzu Büyütürken Sizi Neler Bekler’ kitabını önerdi.)

Eğer büyük çocukda ‘Regresyon’ yani Psikolojik geri dönüş olursa, bebekçe davranmaya başlarsa bu ‘ben duygu ile başedemiyorum’ sinyalidir. Bu durumda büyük çocuğa daha yakın ilgi ve alaka gösterilmelidir. Huy değiştirmeleri daha öce yapmadığı şeyleri yapmaya başlaması, küsmesi ‘ben tedirginim ve kendimi ifade edemiyorum’ demektir. Bu durumda aynı şekilde çocuğa ilgi ve alaka gösterilerek duygularını ifade etmesini sağlamak önemlidir. Resim bu açıdan çok iyi bir yöntemdir, çocuklar duygularını resim yaparak daha kolay ifade edebilirler. Bunun dışında kardeş gelmesi ile ilgili kitaplar alınabilir, bunları beraber okurken duygularını ifade etmesi sağlanabilir.

Kardeş İlişkileri

Kardeşler arası kavga genelde anneyi ya da daha başka bir büyüğü işin içine çekmek ve dikkat çekmek için bir yöntemdir. Çocuk dünyasında kavga olması için bunu bir seyircinin görmesi gerekir. Burada anne zarar görene ilgi göstermeli. Eğer zarar verene ilgi gösterirse(yani ona kızarsa), o çocuk zaten ilgi görmek için yaptığı için bunu tekrarlamaya devam eder. Küçük çocuk kendini ifade etmeye başlayana kadar da büyük çocukla yalnız bırakılmamalı, mutlaka bir büyük gözetiminde olmalıdırlar.

Kavga çözümlemlerinde çocuğa soru sorulmalı ve ‘sosyal muhakeme’ devreye sokulmalıdır. ‘Peki sence burada ne yapmalıydın?’ ‘Bunu abinden/kardeşinden nasıl istemeliydin’ gibi.

Kardeş kıskançlığı önlenemez ve çok normal bir duygudur. Kıskançlığın hasete dönmemesi için her çocuğun anne ve babanın sevgisini ve ilgisini yeterince görmesi gerekmektedir. Her çocuğun güçlü ve zayıf yanları vardır ve anne-baba her çocuğun ayrı ayrı güçlü yanları ön plana çıkarmalıdır.

Bebeğim Doğduğunda Fiziksel Sorunları Olursa Ne Yapmalıyım?

/ Uncategorized

Dokuz ay boyunca merakla beklediğiniz bebeğiniz sonunda doğuyor. Zor bir hamilelik süreci sonrası bebeğinizi kucağınıza alıyorsunuz ve en keyifli dönem başlıyor aslında sizin için. Ama tüm yaşamınızı degiştiren bu minik bebekle beraber endişeleriniz de artmaya baslıyor. Acaba başı yamuk mu? Ayakları düz durmuyor mu, çenesinde bir asimetri mi var? gibi soruların ardı arkası kesilmeyebiliyor.

indir

Aslında süreci baştan itibaren ele alacak olursak, hamilelik dönemi boyunca düzenli takibi olan bir gebenin fiziksel sorunları olan bir çocuk doğurma ihtimali çok düşük. Bu açıdan öncelikle içiniz rahat olsun. Her bebek doğduğunda minik asimetrileri vardır. Anne karnındaki pozisyonu gereği bacağında, kolunda, yüzünde asimetriler olabilir. Normal doğan bebeklerde  doğum travmasına bağlı asimetriler olabilir. Özellikle baş bölgesindeki bu minik asimetriler ilk birkaç ayda hızla düzelir. Doğum sonrasında bebeğinizi kontrol eden çocuk doktoru sizi bu konuda  bilgilendirir zaten.

Peki Gerçekten Fiziksel bir Sorun varsa ?

Gelelim takip edilmesi gereken önemli fiziksel sorunlara. Özellikle yüz bölgesindeki asimetriler incelenecek olursa, erken dönemde ayırt edilecek tanı koymak zordur. Bebeğiniz büyüdükçe sorun artıyorsa bizim için üzerinde durulması gereken bir konu haline gelir. Yani  bebeğiniz 6 aylıkken hala devam eden hatta ağırlaşan sorunlar söz konusuysa, tekrar kontrol ettirmeniz uygun olacaktır.

Bebegimin Başı Yamuk

Bebeklerde en sık karşılaşılan anormallik kafa şekli ile ilgili bozukluklardır. Doğumda sıklıkla bebeğin kafa şeklinde anormallik olur fakat hızla düzelir. Çünkü yeni doğan bebeklerde kafatasını oluşturan 6 kemik birbiri ile bağlantılı değildir. 6. aydan sonra bu kemikler birbirleri ile birleşirler ve sağlam bir kafatası oluştururlar. Fakat bu kemiklerin olması gerekenden önce birleşmesi kafanın şeklini belirgin olarak degğştirir. Örneğin öndeki kemikler erken birleşirse beyin gelişimi ile beraber bu alan daha fazla genişleyemeyeceği için kafa arkaya doğru büyür. ‘’Kranial sinostoz’’ denilen ve aslında ender görülen bu durum ancak operasyon ile düzeltilir ve kafanın olması gereken şekli oluşturulur. Beyin cerrahisi ve plastik cerrahi ile yapılan, oldukça zor olan bu operasyonlar sorunun ağırlığına göre bebeğiniz 3 ayını tamamladıktan sonra yapılabilir. Hafif sorunlarda cerrahi daha geç evrelere de bırakılabilir.

Baş asimetrilerinde bir diğer kontrol edilmesi gereken alan boyundur. ‘’Tortikolis’’ denilen boyun kaslarının  tek taraflı kısa olması durumudur. Bebeğin yeni doğduğu dönemde başın bir tarafa yatık olmasının bazen boyunda hafif sertlik dışında bir bulgusu yoktur. Erken dönemde fark edilmesi  zordur. Şüphe duyulduğu zaman  yumuşak doku USG si ile kasın kısa ve kalın olduğu görülür. Erken teşhiste masaj tedavileri ile kısa ve fibrotik  olan kas uzatılmaya çalışılır. Ağır sorunlarda kas kesilir ve boyun hareketleri rahatlatılır.

Bebeğimin Çenesi Yamuk

Bunların dışında bebeğiniz büyüdükçe artan çene asimetrileri  görülebilir.Bu durum alt ya da üst çene kemiğinden kaynaklanabilir. Dişlerin çıkması ile beraber asimetriler daha net kendini gosterir. Erken dönemde çene gelişimini beklemek dışında yapılabilecek pek  birsey yoktur. İlkokul döneminde kemik uzatma operasyonlari ile simetriyi sağlamaya çalışırız. Bunun yanında, ortodonti tedavisi ile dişlerin şekli de düzeltilir.

Bebeğimin Parmakları Fazla

Gelelim el ve ayaklara. Öncelikle parmak sayılarına bakmak gerekir. El ve ayaklarda tam gelişmiş ya da minik bir çıkıntı halinde kalmiş fazla parmak olabilir. ‘’Polidaktili’’ denilen bu durumda ilk yapılması gereken kemik yapılarını incelemektir. Kemik bağlantısı olmayan fazla parmaklar hemen ilk doğduğu donemde alınabilir. Kemik bağlantısı olan tam gelişmiş parmaklarda, 3-4 ay beklemek kemik gelişimi daha belirgin hale getirir. Bu dönemde müdehale edilmesi daha doğru olacaktır.

Bebeğimin Parmakları Birbirine Yapışık

Parmakların birbirine yapışık olması yani ‘’sindaktili’’ denilen durum halk arasında daha çok perdeli parmak olarak bilinir. Bu durum parmak kökünde olabilir ya da iki parmak boylu boyunca yapışık  da olabilir. Özellikle parmak hareketlerini kısıtlamayan kısa perdelerin düzeltimesi için bebeğinizin 1 yaşına gelmesini rahatlıkla bekleyebilirsiniz. Fakat parmakların boylu boyunca yapışık olduğu perdelerde cerrahi müdahale daha erken dönemde planlanabilir. Operasyon ile yapışık parmaklar birbirinden ayrılır, arada kemik bağlantıları var ise bunlar da düzeltilir.

 

Bebeğimin bir Kolu Kısa

Kol ve bacaklardaki kısalıklar dikkat edilmesi gereken bir diğer noktadır. Erken dönemde ayırt edilmesi oldukça zordur. Bebeğiniz büyümeye basladikça kısalık daha belirgin hale gelir. Özellikle kemik büyümesini sağlayan alanlardaki sorunlar nedeniyle ilgili kemikte yeterli büyüme olmazsa kısalık olur. Geç dönemde yapılacak işlemler ile kısa kemiklerin boylari uzatılmaya çalışılır. Bu durumda karıştırılmaması gereken en önemli sorun doğum travmasına bağlı olarak bebeğinizin kolunun hareketsiz olmasıdır. Sinir hasarına bağlı olarak kol haretsiz olduğu için zamanla ince ve kısa kalabilir. Bebeğiniz yeni doğduğunda bir kolun hareketsiz olması önemli bir problem olabilir. Mutlaka en kısa sürede kontrol edilmesi gerekir. Doğumda hasarlanan sinir için fizik tedavi uygulamalarından başlayıp, operasyona kadar giden geniş bir tedavi aralığı vardır. Tamamen düzeltilebilir ama  ağır hasarlarda kol hareketlerinde kalıcı sorunlar olabilir.

Dikkatinizi çeken bu tür fiziksel sorunlarda mümkün olduğunca erken dönemde çocuk doktoruna danışmanız uygun olacaktır. Cerrahi gerektiren durumlarda en kısa sürede plastik cerrahi uzmanı ile görüşmeniz tedavinin seyrini belirlemeniz açısından önemlidir. Erken dönemde yapılması gereken fizik tedavi, masaj tedavileri gibi ek tedavilere de olanak sağlar.

 

Op.Dr. Esin AKSUNGUR

Florence Nightingale Hastanesi

Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi

www.dresinaksungur.com

ATEŞLİ ÇOCUK

/ Uncategorized

Vücuda giren herhangi bir iltihap durumunda metabolizma kendini savunmaya geçiyor. Bu savunmanın en büyük göstergesi ise yükselen ateş. Ateş bir hastalık değil, vücudun hastalıklara karşı verdiği normal bir reaksiyondur. Ateş düşürme hastalığın seyrini değiştirmez. Ateşin vücudumuz için pek çok faydası bulunmaktadır. Ateş varlığında mikropları öldürmekle görevli beyaz kan hücrelerinin mikropların bulunduğu ortama göçünün hızlandığını, beyaz kan hücrelerinin mikropları öldürücü madde salgılama yeteneklerinin arttığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Ateş yanıtıyla bakterilerin ölmesi hızlanmaktadır. Ateş tedavisinde temel amaç çocuğunun rahatlatılması ve rahatsız edilmemesi. Ateşin normale döndürülmesi, ateşe neden olan hastalığın tedavisi anlamına gelmiyor. Semptomatik tedavide amaç, vücut ısısının normal düzeyine döndürülmesi olmamalı. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı çocuklarda ateş düşürücüleri rutin olarak kullanılmamasını; vücut ısısının 39 °C veya üzerinde olduğu durumlarda ateş düşürücü kullanılmasını önermektedir.

Ateşe karşı ilk 5 önlem

1-Kıyafetlerine dikkat edin: 38.5 derece civarındaki hafif ateşte çocuğunuzun üzerindeki fazla giysileri çıkartın, ince ve bol bir pijama giydirin.

2-Sıvı alımına özen gösterin: Bol miktarda su ve sulu gıdalar almasını sağlayın.

3-Ortamın sıcaklığını muhafaza edin: Bulunduğu ortamın sıcaklığını 21-22 derece arasında tutmaya dikkat edin.

4-Ilık duş aldırın: 29-32 derece sıcaklıktaki ılık suyla duş aldırın veya ılık-ıslak bezlerle pansuman yapın.

5- Hemen ateş düşürücüye sarılmayın: Ateşin 39 dereceye çıkması durumunda çocuğa ateş düşürücü verebilirsiniz.

indir (1)

Ateş durumunda yapılmaması gereken 5 hareket
1-Üşüyen ve titreyen ateşli çocuğunuzun üzerini örtmeyin
2- Kalın kıyafetler giydirmeyin.
3- Asla soğuk suyla banyo yaptırmayın.
4- Alkol ve sirkeli suyla kompres uygulamayın.
5-Sık aralıklarla ateş düşürücü ilaç kullanmayın.

 

Ateş kaç olduğunda ne yapalım

3 ayın altındaki ateşli her çocuk hiç zaman kaybetmeden mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli, ateşe yol açan durumun araştırma ve tedavisi hastane şartlarında olmalıdır. 3 aydan büyük çocuklarda ateşin derecesi ve süresi yanında hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak hareket edilmeli. Genel durumu iyi, beslenmesi bozulmamış, ateşi 38.5 derecenin altındaki çocuklar evde semptomatik ateş tedavisi ile 3 güne kadar izlenebiliyor. Şayet ateşin süresi 3 günü geçiyorsa doktor muayenesi mutlaka gerekiyor.

Ateşli çocuklarda ve özellikle bebeklerde aşağıdaki bulgulardan bir veya bir kaçı ateşe eşlik ediyorsa yaşamı tehdit eden ciddi bakteriyel enfeksiyon olasılığı nedeniyle zaman kaybetmeden bir doktora başvurulmalıdır.

images (2)
Ne zaman doktara gidelim

  1. Ateş 40 derecenin üzerine çıkıyor veya 72 saatten daha uzun süre devam ediyor ise,
  2. Ateşle beraber çocuğunuzda susturulmayan sürekli ağlama, inleme ve dokunulduğunda huzursuzluk hali varsa ,
  3. Ateş düşmesine rağmen huzursuzluğu devam ediyorsa,
  4. Sürekli uyuklama hali, bilinç bulanıklığı ve sayıklama gibi bulguların varlığında,
  5. Bıngıldağında atma ve kabarıklık durumunda,
  6. Ateşle beraber cildinde mor döküntüler oluşuyorsa,
  7. Daha önce havale geçirmişse,
  8. Ağız mukozasında kuruluk, göz yaşının olmaması ,göz küresinde ve bıngıldakta çöküklük gibi  sıvı kaybı bulguları varsa,
  9. Zor ve sık nefes alıyorsa, öksürük, hırıltı, gögüs ağrısı, kulak ağrısı, karın ağrısı,boğaz ağrısı,ense sertliği,devamlı kusma,sık ishal,idrar yaparken yanma,idrar renginde değişme gibi bulguların varlığı durumunda mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

 

DR.NESLİHAN KORKMAZ                                                                                                         ÇOCUK SAĞLIĞI ve HASTALIKLARI UZMANI                                                                      MASLAK ACIBADEM HASTANESİ

 

Tutumluanne Pedagoji Günleri: 1. Seminer “Aile içi İletişimde Disiplin Anlayışı, Ödül ve Cezanın yeri”

/ Uncategorized

1507702_277277392420979_773346657_n2

Tutumluanne Pedagoji Günlerine 25 Ocak’ta başladık.

İlk seminerimiz www.ahsapegiticioyuncak.com un sponsorluğunda Ataşehir’deki Novado AVM’de gerçekleşti. Mavi Aile Danışma Merkezi kurucusu Uzman Pedagog Belgin Temur  konuların bilimsel yönünü anlatırken, Hassas Anne Ece Kumkale ise kendi yaptığı araştırmalarından ve 3 çocuğunu büyütürken edindiği tecrüblerinden bahsetti. Interaktif şekilde geçen seminerimizin sonunda annelerin soruları cevaplandı. Seminerimize annelerin, anne adaylarının ve babaların inanılmaz ilgisi vardı yaklaşık 70 kişilik bir grup dinledi.Gerçekten çok interaktif, bilgilendirici ve keyifli bir seminer oldu. Seminerlerimize ayda bir kez olacak şekilde devam edeceğiz ve  her ay farklı bir konuyu ele alacağız. Bundan sonraki seminerler için konu önerileriniz varsa lütfen info@tutumluanne.com’a mail atın. Seminerlerimiz farklı şehirlerde de yapılması için annelerden talepler geldi. Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Mümkün olursa başta İzmir ve Ankara olmak üzere diğer şehirlerde de seminerlerimizi gerçekleştirmek istiyoruz.

1620l1h

İlk seminerimizin konusu:

“Aile içi İletişimde Disiplin Anlayışı, Ödül ve Cezanın yeri” 

  • İletişim dinlemekle başlar
  • Ödülün eğitimdeki yeri
  • Ceza nedir? Çocukla iletişimi nasıl etkiler?
  • Kurallar ve iletişim
  • İyi iletişim: Mutlu Aile
  • Disiplin için ödül ve ceza şart mı?

2ep57cg

Seminer notlarına Bloger Şafak Hn’ın bloğundan buradan ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki seminerde görüşmek üzere.

 

 

Boşanma ve Çocuk

/ Uncategorized

Boşanma özellikle çocuklu aileleri en çok korkutan, kararsızlığa iten, hatta birçok çifti ilk kez psikoloğa getiren sebeptir. Artık ortak bir hayatı sürdüremeyecek olan eşler ve onları hayat boyu birbirine bağlayan en kıymetli bağ; çocuk için verilen en zor karardır.

    Çocuk için boşanmayı anlamak oldukça güçtür. Yaş dönemine göre beklentileri ve süreci algılamaları farklılaşmaktadır. Ancak genel bir yorum yapacak olursak, çocuklar için anne ve babanın boşanması bir travmadır ve çocuklar bu durumun sorumlusu olarak kendilerini görmeye de meyillidir.

    Boşanmayı çocuk bir ebeveyn evden ayrılınca kendince anlamaya başlar. Bu dönemde öfke, küskünlük, ağlama, hırçınlık, uyku ve iştah bozuklukları çocuktan beklenebilecek tepkilerdir. Unutulmaması gerekir ki çocukluk depresyonu hırçınlıkla da seyredebilir ve bu bıçak sırtı süreç iyi yönetilmelidir.

c

Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılmalıdır?

             Boşanma kararı eşler tarafından netleştirilmeden çocuk ile paylaşılmamalıdır. Durum çocuğa iki ebeveynin de bulunduğu, mümkünse ev dışında ve sakin bir ortamda anlatılmalıdır. Evin tercih edilmeme sebebi travmatik durumun ortama bir tepkiye yol açmasını engellemektir. Sonrasında eşlerin ne konuşacaklarından emin ve güven verici, soğukkanlı bir üslup ile çocuğa açıklama yapması gerekir.

Ayrılığı en iyi ifade etme yolu arkadaşlık ilişkilerinden yola çıkmaktır. Örneğin, ebeveynler çocuğa artık arkadaş olacaklarını ifade edebilir ve aynı evde yaşayabilecek kadar iyi anlaşamadıklarını söyleyebilirler. Burada vurgulanması gereken nokta duyguları ifade etmekten kaçınılmaması gerektiğidir. Kararın kendileri için zor olduğunu ve hala birbirlerini sevdiklerini belirtmeleri çocuk için rahatlatıcı olacaktır. Ancak birbirlerini artık eş olarak değil arkadaş olarak sevdiklerini söylemeleri gerekir.

Bu konuşmada ayrılığın, çocuğun anne ve babası olma gerçeğini değiştirmeyeceği anlatılmalıdır. Çocuk boşanmada ebeveynini kaybetme kaygısı yaşamaktadır ve bu kaygının gerçek dışı olduğunu hissetmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu kaygıyı gidermenin yolu çocuğun istediği zaman anne ve babasına ulaşabileceğini bilmesi ve deneyimlemesidir.

v

   Boşanma Sonrası

Mahkeme kararları görüşme sürelerini sınırlasa da psikolojik olarak en sağlıklısı ihtiyacı olduğunda çocuğun anne ve babasına ulaşabilmesidir. Bu görüşmelerin rutin bir düzene oturtulması kaygının azaltılmasında oldukça önemlidir. Buna ek olarak çocuğa boşanma süreci anlatılırken, hayatlarındaki değişimler de ifade edilmelidir. Örneğin, çocuk hangi ebeveynin evden ayrılacağını, nerede kalacağını bilmelidir. Ayrıca çocuğa dair özel günlere iki ebeveynin de katılması anne baba rollerinin devredilmeyeceğine dair çocuğu rahatlatacaktır.  Yine zaman zaman anne baba ve çocuğun birikte vakit geçirmesi en sağlıklı olanıdır.

Ayrılıklar tartışma ve kavgalar ile kararlaştırılsa da çocuklar bu duruma maruz bırakılmamalı, yanlarında ebeveyn ya da bir başka kişi tarafından diğer ebeveyn kötülenmemelidir. Çocuk bir koz, araç ya da taraf değildir.

Anne ve babalar aralarında geçen sorunun çocuğun sorumluluğunda olmadığını bilmeli ve buna göre hareket etmelidir. Sorun her ne olursa olsun bu çocuğumuzun anne ve babası olduğumuz gerçeğini değiştirmeyecektir.

Bu noktalara dikkat edilerek yürütülen boşanma süreci daha sağlıklı atlatılacaktır. Unutulmaması gereken bu durumun travmatik olacağının bir gerçek olduğu ve yapılacakların yalnızca hasarı minimuma indirgemeye yardımcı olacağıdır. Bir diğer paylaşılmasını gerekli gördüğüm konu ise evliliği sürdürmenin bazen çocuklar için daha travmatik olduğunun unutulmamasıdır. Kavga ve tartışmaların içinde büyüyen çocuklar için bu ortam daha zor başedilebilir ve örseleyici olabilmektedir.

 

 

Psk. Özge Esra Kaboğlu